Gunlukkiralikdaireler olarak bu yazımızda “Keklik nereye ait” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
Keklik Nereye Ait? Bir Günün İçinde Kayseri’nin Sesi
Sabah güneşinin Kayseri’nin sokaklarına vurduğu o sessiz an vardı ya, işte tam o anda fark ettim; hayat bazen küçük bir sesle, bir tüyün hafifliğinde başlar. Balkonun demir parmaklıklarına yaslanmış, kahvemi yudumluyordum. Kuşlar uçuyor, şehir yavaş yavaş uyanıyordu. Ve tam o sırada bir keklik sesi duydum. Öylesine bir ses değildi; içimde bir yerlere dokunan, hafif hüzünlü ama umutlu bir tını vardı.
“Keklik nereye ait?” diye sordum kendi kendime. Basit gibi görünse de, sorunun içinde bütün bir gün saklıydı. Belki de ben de kendimden bir parça arıyordum o seste.
Sabahın İlk Yürüyüşü
Kahvemi bitirip sokağa çıktım. Kayseri’nin taş kaldırımları hâlâ sabahın serinliğini tutuyordu. İçim bir yandan heyecanlı, bir yandan endişeliydi. Çünkü bugünü kendimle yüzleşmek için ayırmıştım. Ellerimi cebime sokup yürürken, aklımdan sürekli o soru geçiyordu: “Keklik nereye ait?”
İlk durağım küçük bir park oldu. Banka oturdum, çevremde çocuklar oynuyor, köpekler koşuyordu. O an fark ettim ki keklik sesi, parkta gezinen yaşlı bir amcadan geliyordu. Elinde bir kafes, içi hafifçe tüylenmiş minik bir keklik. Yanına yaklaştım, göz göze geldik. Sanki bana bakarken bütün kaygılarımı görüyor, sessizce “Beni nereye koyacaklarını bilmiyorum,” diyordu.
— “Hey küçük dostum,” dedim, “sen gerçekten nereye ait olduğunu biliyor musun?”
Amca hafifçe gülümsedi: “Bazen biz insanlar da böyle kayboluruz. Ama merak etme, o ses seni bir yere götürür.”
İçsel Fırtına
O an içimde garip bir fırtına koptu. Keklik ve ben, ikimiz de bir yere ait olmanın ne demek olduğunu sorguluyorduk. Hayal kırıklıkları, umutlar, beklenmedik mutluluklar… Hepsi bir anda birikti. İç sesim konuşmaya başladı:
— “Sen hep güçlü görünmeye çalışıyorsun, ama bugün kendini göstermekten korkmuyorsun.”
— “Evet, belki de,” dedim, “bugün izin veriyorum, hissetmeye, kırılmaya, anlamaya.”
Birkaç dakika boyunca sadece sessizce baktım. Keklik kafesinde hafifçe hoplayıp duruyor, tüylerini kabartıyordu. O sırada fark ettim ki, bazen ait olmak bir yerden çok hissetmekle ilgilidir.
Öğle Vakti ve Küçük Bir Kaçamak
Öğle vakti yaklaştığında, şehrin hareketi arttı. Ben hâlâ parkta oturuyor, kafamda keklik ve kendi hayatım arasında bir köprü kuruyordum. Amca yanımdan geçti, kafesi taşırken:
— “Biliyor musun, bazen keklikler kendi kanatlarını kullanmayı öğrenene kadar biraz kaybolmuş gibi görünür.”
— “Evet, ama sonra nereye ait olduklarını bulurlar, değil mi?” dedim.
Amca başını salladı. O an içimde bir umut doğdu. Hayatımın karmaşası içinde kaybolmuş gibi hissettiğim anlar vardı. Ama belki de bir gün, keklik gibi, ben de kendi kanatlarımı bulup ait olduğum yere gidecektim.
Akşamüstü ve İçsel Diyalog
Akşamüstü evime dönerken gökyüzü kızıl ve altın rengindeydi. Sokak lambaları yanıyor, rüzgâr hafifçe esiyordu. Keklik sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Günlük defterimi açtım ve yazmaya başladım:
“Bugün bir keklikle konuştum. Onun nereye ait olduğunu merak ettim, ama fark ettim ki ben de soruyorum kendime aynı şeyi. Belki de ait olmak, bir yere gitmek değil; hissedebilmektir. Sevdiklerinle, hatırladıklarınla, umut ettiklerinle bir yerde durabilmek…”
İçimde hem bir huzur hem de hafif bir hüzün vardı. Hayat bazen böyle, küçük anlarda büyük duyguları saklar. Keklik bana bunu hatırlattı; bazen ait olmayı aramak, kendini anlamak demek.
Gece ve Sessizlik
Gece çöktüğünde balkonuma çıktım. Şehir ışıkları yavaş yavaş sönüyordu. Keklik kafeste uyukluyor, sessizliği dinliyordu. Ben de kendi sessizliğime kulak verdim. İçimdeki hisler bir bir dizildi: hayal kırıklığı, umut, heyecan ve biraz da korku. Ama hepsi bir bütün oluşturuyordu.
— “Keklik nereye ait?” diye fısıldadım kendi kendime, “belki de herkesin ait olduğu yer, hissettiği yerdir.”
Ve işte o an anladım ki, bir gün hepimiz kendi kanatlarımızı bulacak, ait olduğumuz yere uçacağız. Kayseri’nin sessiz sokakları, akşam rüzgârı ve minik bir keklik, bana bunu hatırlattı.
Hayat, küçük detaylarla büyük dersler verir. Keklik nereye ait sorusu, aslında hepimize ait olmanın yolunu hatırlatan bir metafor oldu. Ve ben, 25 yaşında, duygularını saklamayan bir genç olarak, bu hissi günlük defterime yazdım; bir gün belki bir başkası okur ve aynı sessiz umutla gülümser.