İçeriğe geç

Şu kasidesi kimin ?

Şu Kasidesi Kimin? İzmir’de Bir Akşam, Bir Soru ve Fazla Düşünen Bir Zihin

İzmir’de akşam saatleri… Kordon tarafında hafif rüzgâr var, deniz kokusu “gel bir çay iç de hayatı sorgula” diye kulağına fısıldıyor. Ben de zaten tam o moddayım. 25 yaşındayım, dışarıdan bakınca “rahat, takılıyor” gibi görünen ama içimde sürekli alt yazı geçen bir kafa yapım var.

O gün de öyle bir an geldi ki, arkadaş grubunda klasik bir cümle havada asılı kaldı:

“Şu kasidesi kimin ya?”

Ve işte o an… içimdeki küçük tarihçi, edebiyat hocası, Google’ı bile geride bırakmaya çalışan o obsesif taraf tetiklendi.

Şu Kasidesi Kimin? Soru Masada, Ben Mental Tetikte

Arkadaş ortamı… Biri cips açıyor, biri telefonda story bakıyor, biri “ben aslında çok yorgunum ama buradayım” modunda.

Ben ise zihnimde:

“Şu kasidesi kimin? Nasıl yani kim yazmış olabilir? Neden bu kadar basit bir soru bile beynimde labirente dönüşüyor?”

Bir arkadaşım dedi ki:

— “Bunu net bilen var mı?”

Ben iç ses:

“Net bilen mi? Ben hayatımın hiçbir alanında bu kadar net değilim, kaside kimde net olayım?”

Ama dış ses:

— “Baki olabilir gibi…”

Hemen bir sessizlik.

O an İzmir rüzgârı bile durdu sanki.

Divan Edebiyatı ve Beyin Yakan Soru: Şu Kasidesi Kimin?

Divan edebiyatı… Adı bile “ben ağır bir şey anlatacağım” diye bağırıyor. Kaside zaten başlı başına bir gösteri, bir edebi yürüyüş, bir “bak ben kelimelerle neler yapıyorum” şovu.

Ama iş “Şu kasidesi kimin?” sorusuna gelince olay başka bir seviyeye çıkıyor.

Çünkü bu tarz eserlerde birden fazla ihtimal kafanda dönmeye başlıyor:

Fuzuli mi?

Baki mi?

Nef’î mi?

Fuzuli

Baki

Nef’i

Ben o sırada içimden resmen bir “şiir dedektifi” modu açtım.

İzmir Usulü Düşünme: Denizi İzlerken Kaside Çözmek

Kordon’da oturuyorum. Bir yandan simit, bir yandan çay. Normal bir insan için bu sahne:

“Güzel akşam.”

Benim için:

“Şu kasidesi kimin? Eğer Fuzuli ise aşk teması ağır basar, Baki ise daha süslü olur, Nef’î ise zaten bir yerde birini gömer.”

Yan masadan bir ses geliyor:

— “Abi bu arada kaside neydi ya?”

Ben istemsizce dönüyorum:

— “Uzun şiir türü…”

Sonra iç ses:

“Bravo, Wikipedia değilsin ama çok yaklaşmışsın.”

Şu Kasidesi Kimin? Sorusunun Arkasında Yatan Komik Gerçek

Aslında mesele sadece bir kaside değil. Mesele şu:

İnsan bazı soruları çözdüğünü sanırken aslında sadece kendini oyalıyor.

“Şu kasidesi kimin?” diye sorarken aslında:

Hafızanı test ediyorsun

Edebiyat bilgini sorguluyorsun

Ve en önemlisi, arkadaş ortamında “boş değilim” imajını korumaya çalışıyorsun

Ben bunu fark edince içimden güldüm.

Çünkü dürüst olalım:

Ben o kasidenin kimin olduğunu hatırlamaya çalışırken aynı anda iki gün sonra ödeyeceğim faturayı da unutuyorum.

Kaside Üzerinden Sosyal Statü İnşası

Arkadaş grubunda bir anda mini bir tartışma başladı.

— “Bence Baki”

— “Yok ya Fuzuli gibi”

— “Nef’î de olabilir”

Ben arada kalmış bir hakem gibi:

“Devam edin, devam edin, ben zihnimde üç ayrı divan kuruyorum.”

Sonra biri döndü:

— “Sen ne diyorsun?”

İşte o an hayatımın küçük ama kritik anı:

İç ses:

“Doğru cevabı verirsen saygı kazanırsın. Yanlış verirsen ‘boş edebiyatçı’ olursun.”

Dış ses:

— “Bence dönem üslubuna göre değişir…”

Hiçbir şey demedim aslında. Ama çok şey söyledim gibi yaptım.

Şehir, Şiir ve Fazla Düşünen Beyin

Buna da Göz Atın: Şeker Ahmet Paşa'nın kültür ve medeniyete katkıları nelerdir ?

İzmir’de yaşamak bazen insanı fazla düşünceli yapıyor. Deniz var, rüzgâr var, insanlar rahat… ama kafa rahat değil.

“Şu kasidesi kimin?” sorusu bile bende şunu tetikliyor:

“Ben neden bu kadar şey düşünüyorum?”

Mesela yürürken bile:

Bir köpek görüyorum → “Bu köpek mutlu mu?”

Bir kafe görüyorum → “Burada yazı yazsam hayatım değişir mi?”

Bir şiir sorusu duyuyorum → “Ben neden divan edebiyatına bu kadar az çalışmışım?”

İç Sesimle Kısa Bir Diyalog

İç ses:

“Tamam, kasideyi hatırlayamadın ama çok rahat davranabilirsin.”

Ben:

“Nasıl yani?”

İç ses:

“Özgüvenli susuş diye bir şey var.”

Ben:

“Bu bildiğin boşluk kapatma taktiği.”

İç ses:

“Aynen.”

Şu Kasidesi Kimin? ve Kolektif Yanılgılar

İşin komik tarafı şu: Bir noktadan sonra herkes emin gibi konuşmaya başlıyor.

Bu çok tanıdık bir durum:

Kimse tam bilmiyor

Ama herkes biraz biliyor gibi

Sonuç: kolektif bir “galiba” hali

Ben buna “İzmir kafesi bilgi üretim modeli” diyorum.

Birisi:

— “Bence Baki”

Diğeri:

— “Olabilir ya”

Ben:

— “Evet evet, mantıklı…”

İç ses:

“Hiçbir şey bilmiyorsun ama ortamı idare ediyorsun, tebrikler.”

Edebiyatın Ciddiyeti ile Günlük Hayatın Absürtlüğü

Kaside gibi ağır bir edebi türü, gündelik hayatın içine koyunca ortaya ilginç bir kontrast çıkıyor.

Bir yanda:

Osmanlı şiir estetiği

Aruz vezni

Derin anlam katmanları

Diğer yanda:

Açlık hissi

Telefon şarjı %12

“Bugün ne yesek?” krizi

Ve bu iki dünya arasında sıkışmış ben.

Şu Kasidesi Kimin? Sorusu Neden Bu Kadar Akılda Kalıyor?

Çünkü aslında bu soru sadece bir bilgi sorusu değil.

Bir tetikleyici.

İnsana şunu hatırlatıyor:

“Sen bazı şeyleri hatırlamıyorsun ama hatırlıyor gibi yapabiliyorsun.”

Ve bu çok insanî bir şey.

Ben mesela o gün şunu fark ettim:

Kasideyi bilmekten çok, o soruya nasıl yaklaştığın önemli.

Ben yaklaştım mı?

Evet.

Çözdüm mü?

Tartışılır.

Sonuç Yerine: İzmir Akşamında Bir Edebiyat Gölgesi

Gece ilerliyor, Kordon’da ışıklar suya vuruyor. Arkadaşlar başka bir konuya geçti. “Şu kasidesi kimin?” sorusu ise havada çözümsüz ama tatlı bir iz bıraktı.

Ben hâlâ içimden geçiriyorum:

“Belki de önemli olan kimin yazdığı değil… o sorunun beni nereye götürdüğü.”

Sonra kendime gülüyorum.

Çünkü büyük ihtimalle yarın aynı soru tekrar sorulsa yine birkaç saniyelik panik yaşayacağım.

Ama sorun değil.

İzmir’de rüzgâr var, kafamda sorular var, bir de hiç bitmeyen iç monolog var.

Umarız “Şu kasidesi kimin” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Gunlukkiralikdaireler ekibinden sevgilerle!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mecidiyeköy escort
Sitemap
betcivdcasino güncel girişilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresibetexper.xyzm elexbethbk kaç olmalı