Akıl Yaşta Değil, Baştadır: Hayatın Bazen Kendi Diliyle Konuşması
Kayseri’nin soğuk sabahlarında, odamın penceresinden dışarıyı izlerken, aklımda hep aynı söz yankı yapar: “Akıl yaşta değil, baştadır.” Bunu ilk duyduğumda, yaşım henüz 18 falandı. O zamanlar bu söz bana pek bir şey ifade etmemişti. Yaşın getirdiği deneyimlerin ve yılların birikiminin, insanın gerçek aklını ve olgunluğunu oluşturduğunu düşünüyordum. Ama büyüdükçe, hayat bir şekilde bana bu sözü bambaşka bir şekilde öğretmeye başladı.
İşte o anlardan birini, en unutulmaz ve duygusal olanını, burada paylaşmak istiyorum.
O Anı Hatırlamak
O sabah, yağmurun hafif hafif camlara vurduğu, içimi ürperten bir sabahın soğukluğu vardı. Çalışma odasında bir yazı üzerinde çalışıyordum. Kalbim yine heyecanla dolmuştu, çünkü bir şeyler değişiyordu. Ama bir yandan da bir boşluk, bir eksiklik vardı içinde.
Hikayemi anlatmaya başlarken, sizlere şunu söyleyebilirim: Hayatta bazen yaşadığınız bir an, yıllarca taşınabilecek bir anlam kazanır. İşte o anlardan birindeydim.
Saat, sabah dokuzu geçiyordu. Okuldan eski bir arkadaşım, Ahmet, beni aradı. Sesinde bir şey vardı, derin bir hüzün ama aynı zamanda bir kararlılık da. Yıllardır görüşmüyorduk. İkimizin hayatı da birbirinden farklıydı ama bir şekilde hala bağlarımız vardı. İstediği tek şey, son zamanlarda kendini kaybettiği yolda biraz ışık olmamdı. Ahmet, her zaman çok duygusal, içsel hesaplaşmalar yaşayan bir insandı. Ve işte tam o gün, bana “Akıl yaşta değil, baştadır” demeye başlayacağı gün olacaktı.
Ahmet’in Duygusal Hesaplaşması
Ahmet’i en son üniversiteye başladığı zaman görmüştüm. O zamanlar çok umutluydu, gelecek için büyük hayalleri vardı. Ama bir şekilde hayatta karşılaştığı engeller, onu tam anlamıyla yıkmıştı. Evet, belki ben o zamanlar ona akıl vermiştim, “Başarabilirsin, pes etme!” diye. Ama gerçekten neler yaşadığını anlamadım. Onun yıkılmasına, mücadeleye başlamasına bir türlü dokunamamıştım.
Telefonu açtım ve biraz sonra Ahmet’in sesini duydum. Gözlerim dolmuştu, çünkü yıllarca birbirimize ne kadar da uzak kalmıştık. O kadar çok şey birikmişti ki, her şey bir anda patlayıverdi.
“Ben ne yaptım, Arda? Sadece kaybettim. Hedeflerimi, hayallerimi, kendimi. Hadi ya, ne yapacağımı bilemiyorum.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Ahmet’in sesindeki o kırılganlık, beni derinden etkiliyordu. Ben de yıllar içinde pek çok şey kaybetmiştim; ama bu kadar derin hisleri hissetmemiştim.
“O zaman bir şeyler yapmak zorundasın, Ahmet. Eğer gerçekten istiyorsan, hala bir şansın var,” dedim.
Ama içimdeki ses, tam o an bir başka şey söylüyordu: “Ne kadar kolay söyledin. O kadar basit mi gerçekten? Kimse başına geleni başkasına anlatamaz.”
Ama içimdeki ses yine yankılandı: “Akıl yaşta değil, baştadır. Bunu ona anlatman gerek.”
Bunu Birlikte Keşfetmek
Ve işte tam o anda, Ahmet’in bana söylediği şey de beni derinden etkiledi: “Bunu senin gibi düşünen birine söylemek zordu, çünkü sen akıllı, mantıklı bir insansın. Ama sana bir şey anlatmak istiyorum: Akıl, bir anda değil, yılların birikiminde. Bazen akıl yaşta değil, baştadır. Ve bazen yaşamak, öyle duygusal hesaplaşmalarla başlar ki, o an bile bir çözüm göremezsin.”
Bir anda içimdeki tüm hisler karıştı. Ahmet, yıllar sonra bana bu sözü söylerken, aslında bana hayatın bambaşka bir yönünü anlatıyordu. Akıl yaşta değil, baştadır demek, bir insanın hayatını anlamlandırma şekli, yaşadığı duygusal birikim ve içsel farkındalığı demekti.
Bu ne demekti? Gerçekten bu kadar basit miydi?
Yüzleşme ve Kapanış
O an, bir şey fark ettim: Hayat bazen insanın yaşadığı deneyimlerle şekilleniyordu ama asıl akıl, o deneyimlere nasıl baktığınızla, ne kadar onlardan ders aldığınızla ilgiliydi. Ahmet’in hayatındaki kırılmalar ve belki de başarısızlıklar, ona öğrettikleriyle şekillenmişti. Ama o, hala öğreniyor, hala kendi içindeki gücü keşfetmeye çalışıyordu.
Sadece yaşamak değil, yaşadığın şeylere nasıl bakacağın da önemliydi. Akıl, yalnızca bir yaşanmışlık değil, o yaşanmışlıklarla yüzleşebilme, onları kabullenebilme gücüydü. Ahmet, doğru zamanda bana o sözü söyledi ve o an bana bir şeyler açıldı. Ne kadar basit görünse de, aslında o kadar derin bir anlam taşıyordu ki…
Hayatımda, bazen insanların akıl verdiğini duyduğumda hep içimde bir itiraz vardı. “Ama ben bu kadar yaşamadım,” derdim. Ama o an, Ahmet’ten duyduğum o sözü kendime ben de söyledim: “Evet, belki ben de yaşamadım ama bunu anlamam gereken yaşım değil. Yaşadığım zamanları nasıl dönüştürdüğüm önemli.”
Sonuç: Gerçek Akıl, Deneyimlerden Gelişir
Kayseri’nin o soğuk sabahında, o anı içimde tekrar yaşarken, hayatın bana kattığı gerçek anlamı anladım. Akıl, sadece bir yaşın ya da deneyimin bir sonucu değil. İnsan, bazen yıllar sonra, bir başkasının sözüyle kendi hayatını keşfeder. Her şeyin en derin anlamı, baştadır. Yani, insan başkalarına vereceği akıllar kadar, kendine vereceği akıl da önemlidir.
Belki de önemli olan, yaşadıklarımızla değil, yaşadıklarımıza nasıl baktığımızla ilgiliydi. O sabah, o telefon görüşmesinde öğrendim ki, akıl yaşta değil, baştadır. Gerçekten de, bir insanın yaşadıklarıyla ne kadar büyüdüğünü, ne kadar olgunlaştığını anlamak, aslında bir iç yolculuğa çıkmaktan geçiyor.